Gerçek Kate Winslet Hangisi? - The Guardian, 17/01/2009

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Gerçek Kate Winslet Hangisi? - The Guardian, 17/01/2009

Mesaj  Rock Star Bir Çarş. Nis. 08, 2009 2:11 pm

-- Gerçek Kate Winslet Hangisi? --


Kate Winslet hem 'Hayallerin Peşinde' hem 'The Reader'daki oyunculuğuyla iki Altın Küre sahibi oldu.

Kate Winslet uzun zamandır sinema dünyasında önemli bir yere sahip. Bu önem Altın Küre’de iki ödül birden almasıyla daha da arttı. 'Hayallerin Peşinde'de ilk kez kocası Sam Mendes’le çalışan Winslet, ilk başlarda ‘Ya kavga çıkarsa’ diye çok korkmuş.

Winslet ‘Hayallerin Peşinde’de Leonardo DiCaprio, ‘The Reader’da David Cross ile rol alıyor.

‘Hayallerin Peşinde’de (Revolutionary Road) bir sahne var. Bu sahnede Kate Winslet’ın kötü eleştiriye neden hiç alışkın olmadığını anlayabiliyorsunuz. Karakteri April Wheeler, Connecticut’ta sıkışık bir evde sıkışık kocası ile sıkışık bir hayat yaşayan iki çocuklu eski bir tiyatro öğrencisi. Bu tam geceleri duyulan tek sesin kibirli banliyo kavgaları olduğu o yalnız güzel yerlerden biri. Burası hiç de April’in hayattan beklediği şeyi temsil etmiyor ve o da son zamanlarda tüm enerjisini ailesiyle Paris’e küçük bir kaçamak yapma planına vermiş - bu aynı anda hem çok uzak bir fantezi hem de çok muhtemel bir plan olabilen yeni bir başlangıç şansı.
Sonra kocası ve April bir günü komşularıyla beraber kumsalda geçiriyorlar. Frank işiyle ilgili gelişmeleri anlatırken April, Paris hayalinin büyük ihtimalle suya düşeceğini anlıyor. Bu sırada kamera Winslet’ın yüzüne odaklanıyor, hareketsiz ve güneş gözlükleriyle gizlenmiş bir yüzde bu anda ortalama bir oyuncunun bir his vermesi çok zor. Ama o sahnede ağırbaşlılık ve yıkım buluşuyor. April, tek bir söz etmeden neredeyse fark edilemez bir biçimde çöküyor.

O kelimeye dikkat!
‘Hayallerin Peşinde’de Winslet ilk defa eşi Sam Mendes tarafından ‘yönetiliyor’. Winslet kocasıyla çalışmak konusunda çok sabırsızlanmış. Richard Yates’in 1961’de yayınlanan aynı isimli kitabından uyarlanan senaryoyu ilk olarak Winslet okumuş. Senaryoya ‘aşık olmuş’ ve kocasına göstermiş. O da Winslet kadar ilgilenmiş. Ancak çekimler yaklaştıkça “Aman Allahım ya kavga çıkarsa? O zaman n’oulr?” diye çok korkmuş ama sürekli “Eh neyse heralde olmaz - umalım ki olmasın” diye kendini sakinleştiriyormuş. Bu konuşmaları canlandırırken sesi dalgalanıyor. Konuşurken karakterlere bürünme huyu var. Hikayelerini farklı aksanlar ve ani duygusal değişikliklerle renklendiriyor.
Bir de ‘Okuyucu’ (The Reader) var. Stephen Daldry’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen suç ve suç ortaklığı filmi. Bu film de Bernhard Schlink’in çok satan kitabından uyarlanmış. 1958 yılı Almanya’sında geçen filmde Winslet, toplama kamplarında koruma görevlisi olarak çalışmış ve 15 yaşında bir erkek çocuğuyla cinsel ilişki içine giren 36 yaşındaki Hanna Schmitz rolünde.



Kate ve Gazeteci arasında geçen diyalog:

Gazateci: Bir röportajında canlandırdığı karakterlerin duygularını anlamayı sevdiğini okuduğumu söylüyorum.
Kate Winslet: “Ne zaman okudunuz bu röportajı?” diyor. “Hangi röportajdı bu?”

Gazeteci: Yutkunuyorum. “Şey, aslında yakın zamandaydı. Bilmiyorum öyle çok röportaj okudum ki”, diyorum. Bana katılıyor. Karakterin Nazi bir geçmişi oluşu ve genç bir çocukla çağdaş standartlara göre bir anlamda pedofili sayılabilecek bir ilişki yaşayan Schmitz’le empati kurabildi mi diye soruyorum.

İrkiliyor (Kate Winslet).

Kate Winslet: “Bence o kelimeyi (pedofili) kullanırken dikkatli olmalısınız” diyor inandırıcı olmayan bir gülüşle.

Gazeteci: “Ama ne demek istediğimi anlıyor musunuz?” diyorum.

Kate Winslet: “Hayır” diyor, “O kelimeyi kullanırken ne demek istediğinizi anlamadım aslında.”

Gazeteci: “Çocuğun yaşının 15 olmasına rağmen mi?”
‘Bizim Kate’ nerede?

Kate Winslet: “Hayır, anlamıyorum. O derecesini anlamıyorum. Dürüst, çok çok dürüst olmam gerekirse bence bu kullanması çok tehlikeli bir kelime. Bence bu kelime erişkin olmayan insanlar için kullanılır. Hikâyede bu çocuğun 16 yaşına bastığını aklımızda tutalım. Bu evlenmek için meşru bir yaş. Hanna da onun 17 yaşında olduğunu sanıyor.” (Bunu filmde fark etmemişim -muhtemelen kaçırdım.) “Oyuncunun kendisi David Kross 18 yaşında. Yani bir erişkin.”

Gazeteci: Katılıyorum ve sadece karakterden bahsettiğimi açıklıyorum.

Kate Winslet: “Hayatımın en büyük aşklarından biri benden 13 yaş büyüktü hatırlarsanız. Onunla beş yıl boyunca beraberdim. Sonra öldü (Yazar/oyuncu Stephen Tredre’den bahsediyor) ve büyükannemle büyükbabamın arasında da 19 yaş fark vardı. Yani bilmiyorum, belki de yaş farkının öyle çılgınca önemli olduğunu düşünmüyorumdur.”

Gazeteci - düşünceleri:
Bu tuhaf konuşma röportajın geri kalanı boyunca tedirgin olmama sebep oluyor. Bunun neden olduğunu ilk başta anlamıyorum. Sonra bunun iki sebebi olduğunu fark ettim. Öncelikle Schmitz’in ilişkisinin uygunluğunu tartışmanın çelişkili bir konu olduğunu ya da bunun şaşırtıcı bir sorgulama olduğunu düşünmemiştim. Hazırlıksız yakalandım. Diğer sebep ise Kate Winslet’ın kariyerinin başlarındaki insan gibi olacağını düşünmemdi: açık sözlü, rahat, sıcak, ağzı bozuk. Yani ‘Bizim Kate’. Reading’de teraslı bir evde büyümüş, sınıf arkadaşları tarafından ‘ağlak’ diye itilip kakılmış, 17 yaşındayken bir şarküteride sandviç yapma işiyle uğraşmış Kate Winslet. (Hatta ‘Heavenly Creatures’daki rolü aldığını burada öğrenmiş ve bir koşu dışarı çıkıp ağlamış). Ya da 20’li yaşlarında ‘Korkunç Muzur’da üçüncü yönetmen asistanlığı yapan Jim Threapleton’la evlenip düğününde sosis ve püre servis eden, hemen hamile kalan ve gelişmekte olan vücuduyla ilgili olarak “Popom filizlenmekte olan bir mor brokoli gibiydi vücudumun diğer kısımları da daha çok ezmeye benziyordu” diyebilen Kate Winslet’ı bekliyordum.

Nasıl normal olsun?
Tabii ki hala aynı kadın ama 2001 yılında Threapleton’dan boşandı daha sonra Mendes’le evlendi ve ondan beri başka açılardan da değişiklikler yaşadı. Şimdi 33 yaşında ama ondan hala eskisi gibi olması bekleniyor. Bu da onu ikilemde bırakıyor. Normal makul birini oynarsa yapmacıklıkla suçlanabilir - neticede Jane Campion, Michel Gondry ve Ang Lee gibi yönetmenlerle çalıştı ve Winslet bugüne kadar Oscar’a beş defa aday olmuş en genç kadın. Hiçbir anlamda normal değil.
Bugün Winslet, kendini kolay ifade edebilen, sofistike bir kadın ve kesinlikle azamet gösteriyor (kendi sigaralarını sarıyor ama sonra onları öyle teatral bir tavırla içiyor ki tek eksiği bir sigara ağızlığı). Ve biz konuşurken mesafeliliğinin anlaşılır olduğunu düşünüyorum. Dünyanın en ünlü oyuncularından biri kariyerinin zirvesinde bir aktris hatta çoğu zaman ondan kendi kuşağının en iyisi diye bahsediliyor. Daha yeni iki Altın Küre’ye aday oldu. Aynı şey Oscar’larda da gayet olabilir. Sonunda kazanmak istediğinden de bahsetti. Vanity Fair’de kısa zaman önce çıkan röportajında Kate şöyle diyor: “İstiyor muyum? Kahretsin Tabii ki istiyorum (F.ck kelimesini de kullanıyor burda). Galiba insanlar umursamadığımı ya da istemediğimi ya da buna ihtiyacım olmadığını farz ediyorlar. Oraya beş kere gidip de ödülsüz dönmek çok zor. Eh ben de insanım yani!”

Kate Winslet sıradan değil, nasıl olsun ki? Ama birçok yıldız gibi uzak bir güneş sisteminden gelmiş gibi de görünmüyor. Belki bu kadar olabiliyordur.

The Guardian, 17/01/2009
avatar
Rock Star
Admin

Mesaj Sayısı : 284
Kayıt tarihi : 05/04/09
Yaş : 27

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz